Home > English > Introductory Guide

Food, Eat
 Yemek, Yemek yemek
 
 yemek
 
 
 
breakfast  kahvaltı lunch  öğlen yemeği
dinner / supper*  akşam yemeği feast  ziyafet
meal  yemek dish**  tabak
snack  ara öğün dessert  tatlı
rice  pilav bread  ekmek
toast  tost fast food fast food
solids  katılar    
*supper is more informal than dinner ** dish can refer to a plate as well as to a dish
†non count nouns  
resimli kelime rehberi
cream  krema milkshake  milkshake
 domates sosu broth  et suyu

bacon

 domuz pastırması lard  domuz yağı
    a dozen eggs  bir düzine yumurta
eat - ate
 yemek
  Let's eat dinner.
Akşam yemeğimizi yiyelim.
  Yesterday, I ate a sandwich for lunch.
Dün öğlen yemeğinde sandviç yedim.
  Would you like a dessert?
Tatlı istermisin?
  No thanks, I'm full!
Hayır teşekkürler, doydum!
chew
 çiğnemek
swallow  yutmak
  Be sure to chew your food well before swallowing.
Yemeğini yutmadan özenle çiğnemelisin.
 
spit - spat  tükürmek
  The food was so bad he spat it out.
Yemek o kadar kötüydüki tükürdü.
 
  Please don't spit on the walls!
Lütfen duvarlara tükürme!
 

Too much eating isn't good..

fat (adj.)
 şişman
obese* (adj.)
aşırı şişman 
 kilolu
   
plump (adj.)  balık etli
chubby (adj.)
 tombul

or too little..

thin (adj.)
 ince
skinny (adj.)
 zayıf
hungry (adj.)
aç 
  I'm so hungry, I could eat a horse!
 O kadar açımki, bir at bile yiyebilirim!
starve
 açlıktan ölmek
  Because of the famine many people starved to death.
 Kıtlık yüzünden birçok insan açlıktan öldü.
  I'm starving. Let's eat! 
Açlıktan ölüyorum. Hadi yiyelim!
diet  diyet
gain  almak
  I went on a diet and lost 10 pounds. Unfortunately, I gained them back again later.
Diyet yapıp 10 libre verdim. Maalesef sonrasında geri aldım kilolarımı.
 
thick (adj.)
 kalın thin (adj.)  ince
ripe (adj.)  taze rotten (adj.) çürümüş
a bunch of bananas  bir salkım muz
resimli kelime rehberi
  The peeling of an apple is thin while the pealing of an orange is thick.
 
bite - bit
 ısrımak
nibble  kemirmek
  I bit into the apple.
Elmayı ısırdım.
 
  The dog bit her in the leg.
Köpek onu bacağından ısırdı.
 
  The fish are nibbling (at) my toes.
Balıklar ayaklarımı kemiriyor.
 
devour
 yalayıp yutmak / bir çırpıda bitirmek
  The hungry guests devoured the delicious meal.
 Aç misafirler enfes yemeği bir çırpıda bitirdi.
 salata sosu vinegar  sirke oil  yağ
an ear of corn  mısır a head of lettuce  bir baş marul    
resimli kelime rehberi
önceki sayfa »