Ana Sayfa > İngilizce > Rehberi

Ocean
 okyanus
deep (adj.)
 derin
shallow (adj.)
 sığ
clear (adj.)
 berrak
murky (adj.)
 bulanık
lagoon
 lagün
bay
 körfez
ocean
 okyanus
sea
 deniz
tide
 gelgit
peninsula
 yarımada
resimli kelime rehberi
  The water in the bay is deep and murky.
 Körfezin suyu derin ve bulanık.
dive - dove
 dalmak
  He dove off the cliff into the sea.
 Yüksek kayalıktan denize atladı.
  Don't dive here! It's too shallow.
 Burada dalma! Çok sığ.
tan
 güneşten yanmış ten rengi
pale (adj.)
 solgun
  She got a nice tan at the beach.
 Kumsalda güzel bronzlaşmış.
  Try not to stay too long in sun. You might get a sun burn.
 Güneşte çok fazla kalmamaya çalış. Güneş yanığı olabilirsin.
Outdoors
 
resimli kelime rehberi
outdoors
nature
 doğa
natural (adj.)
 doğal
man-made (adj.)
 el yapımı
artificial (adj.)
 yapay
artificial plant
 yapay bitki
artificial sweetener
 yapay tatlandırıcı
camp
 kamp
camping
 kamp yapma
shelter
 barınak
   
backpacking
 sırt çantalarıyla  yapılan zorlu yürüyüş
guide
 rehber
civilization
 medeniyet
primitive (adj.)
 ilkel
 
 
  They set their camp up in a clearing.
 Kamplarını açıklık bir yerde kurdular.
  Should we break camp and head back?
 Kamptan ayrılıp dönebili miyiz?
  They got lost and were never heard from again.
 Kayboldular ve bir daha onlardan haber alınamadı.
  Let's pack up everything and leave.
 Haydi herşeyi toparlayıp ayrılalım.

Çoğu aktivite "go + gerund(-ing)" şeklinde kullanılır.

  Let's go skiing.
 Haydi kayak yapmaya gidelim.
  Let's go camping.
 Haydi kamp yapmaya gidelim.
  They went backpacking in the Rocky mountains.
 Rocky dağlarına yürüyüşe gittiler.
  She went shopping at the mall.
 Alışveriş merkezine alışveriş yapmaya gitti.
fish
 balık
  Let's go fishing!
 Haydi balık tutmaya gidelim.
  He cast his line into the ocean.
 Okyanusa oltasını attı.
  Almost immediately a large fish took the bait and he began to reel it in.
 Aniden büyük bir balık yemi kaptı ve o balığı içeri çekmeye başladı.
picnic
 piknik
barbecue
 barbekü
  It's a great day for a picnic!
Bugün piknik için çok güzel bir gün.
flames
 alevler
spark
 kıvılcımo
embers
 korlar
smoke
 duman
bonfire
 havai fişek
   
light - lit
 
burn
 yanmak
explode
 patlamak
  Who is going to light the fire?
 Ateşi kim yakacak?
  The dry wood caught fire quickly.
 Kuru tahta çabuk yanar.
  The spark lit the gasoline and everything exploded.
 Kıvılcım mazotu alevlendirdi ve herşey patladı.
  Unless you want to start a forest fire, you better put out that fire.
 Eğer bir ormak yangını çıkarmak istemiyorsan, o ateşi söndürsen iyi olur.
supplies
 temin edilen şeyler
provisions
 tedarik edilen şeyler
supply
 sağlamak/temin etmek
provide
 sağlamak/tedarik etmek
  The river provides us with all the water that we need.
 Nehir bize ihtiyacımız olan bütün suyu sağlıyor.
environment
çevre
pollution
 kirlilik
smog
 pus/dumanlı sis
global warming
 küresel ısınma
önceki sayfa »