Ana Sayfa > İngilizce > Rehberi

Rent, Owe II
Kiralamak,sahip olmak
owner
sahip
rent
kira-kiralamak
own (adj.)
kendinin
property
mal mülk/mülkiyet
rent
kiralamak
own
sahip olmak
belong
ait olmak
  She owns a skyscraper. She is very rich.
Bir gökdeleni var. Çok zengin.
  I'd like to have my own apartment. I'm tired of having roommates.
Kendi dairem olsun isterdim. Oda arkadaşlarımın olmasından bıktım.  
  They're renting an apartment.
Yeni bir daire kiralıyorlar.
  How much is your rent?
Ne kadar kira ödüyorsunuz?
bank
banka
bank teller
i dont know what this word means
loan
kredi
interest
faiz
bankruptcy
iflas
bankrupt (adj.)
iflas eden
mortgage (adj.)
mortgage
real-estate
emlak
borrow
ödünç almak
lend - lent
ödünç vermek
owe
borçlu olmak
collect
biriktirmek, toplamak, koleksiyon yapmak
  You owe us a lot of money. I'm here to collect it.
Bize çok borcun var. Onu almaya geldim.  
  Could I borrow a pencil? I can't find mine.
Kalemini ödünç alabilir miyim? Benimkini bulamıyorum.
  They lent me enough money to buy a ticket.
Bilet almak için bana biraz ödünç para verdiler. 
  The bank gave me a loan so I could buy a house.
Ev alabilmem için bankdan kredi aldım.
  The interest rate on my loan is 19%.
Aldığım kredinin faizi %19. (yüzde ondokuz).

Expressions
  I'm totally broke.
i couldnt get the meaning.
withdraw - withdrew
geri almak, para çekmek
deposit
bankaya para yatırma
  I need to deposit some money in my checking account soon.
En kısa zamanda cari  hesabıma biraz para yatırmalıyım.
  She withdrew all the money from my savings account and fled to South America.
Tasarruf hesabımdan bütün parayı çekip , Güney Amerika'ya kaçmış. 
bill
fatura
invoice
fatura
receipt
makbuz/fiş
order
sipariş etmek
ship
gemi
  I ordered all my Christmas gifts through the Internet.
Tüm yeniyıl hediyelerimi internet üzerinden sipraiş ettim.  
  Here's your bill. You owe us 语10,000.
İşte hesap. Bize on bin dolar borcunuz var.
  Would you like a receipt?
Fiş ister misiniz?
negotiable (adj.)
tartışılabilir
haggle
pazarlık etmek
negotiate
müzakere etmek/tartışmak
  I haggled with them over the price. They finally agreed to lower it.
Fiyat konusunda pazarlığıa girdim. En sonunda düşürmeyi kabul ettiler.
  I'm sorry but the price is not negotiable.
Üzgünüm ama fiyat tartışmasız.
errand
kurye
groceries
bakkalliye
grocery store
bakkal
aisle
koridor
  I need to run some errands. I'll be back soon.
Biraz işim var. Hemen döneceğim.
  Could you tell me where the garbage bags are?
Çöp poşetlerinin nerede olduğunu söyleyebilir misiniz? 
  They're on aisle 5.
Onlar 5. koridordalar.
shop - shopped
alışveriş
  She frequently shops at the mall.
Genellikle büyük alışveriş merkezlerinde alışveriş yapıyor.
trade
ticaret
swap
takas
  I'll trade my banana for your apple.
Elmanla muzumu değiştireceğim.
auction
açık artırma
bid - bid
fiyat teklif etme/fiyat artırma
  At the auction, we bid on a one-hundred-year old painting.
Müzayedede 100 yıllık bir tablo için fiyat teklif ettik. 
The Restaurant
tip
bahşiş
menu
menü
  The restaurant is open. Come on in!
Lokanta açık. Hadi girelim!
  We're about to close. You're going to need to leave soon.
Kapatmak üzereyiz. Biraz sonra çıkmanız gerekecek.
  Are you ready to order?
Sipariş için hazır mısınız?
  In the United States, you should leave a tip of at least 15% for the waiter.
ABD'de garson için en yüzde on beş bahşiş bırakmanız gerekir. 
önceki sayfa »